Gökyüzü İçin İngilizce Öğretmek:
Geleneksel İngilizce Programı Havacılıkta Neden Başarısız Olur ve
Öğretmenler Bunu Nasıl Düzeltebilir?
Özet
Bu makale, havacılık güvenliği bağlamında İngilizce programının kritik rolünü incelemekte ve Geleneksel İngilizce (General English) öğretim yöntemlerinin havacılık personeli için neden yetersiz ve hatta tehlikeli olabileceğini tartışmaktadır. Geleneksel dil programı; ifade zenginliği, eş anlamlılar ve karmaşık dilbilgisi yapılarına odaklanırken, havacılık iletişiminin temeli kesinlik, kısalık ve standartlaşmadır. Çalışma, dilbilgisi odaklı müfredatın risklerini, akıcılığın yarattığı “sahte güven” yanılsamasını ve kelime öğretimindeki yanlış yaklaşımları analiz etmektedir. Son olarak, öğretmenlerin genel İngilizce program koordinatörü rolünden çıkarak nasıl “operasyonel iletişim koçlarına” dönüşebileceklerine dair uygulanabilir pedagojik stratejiler sunulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Havacılık İngilizcesi, ICAO, İletişim Hataları, Dil Pedagojisi, Radyotelefon, ESP (Özel Amaçlı İngilizce).
Abstract
This article examines the critical role of English training in the context of aviation safety and discusses why General English teaching methods may be insufficient and even dangerous for aviation personnel. While traditional language education focuses on expressive richness, synonyms, and complex grammatical structures, the foundation of aviation communication is precision, brevity, and standardization. The study analyzes the risks of a grammar-focused curriculum, the illusion of “false confidence” created by fluency, and misguided approaches in vocabulary teaching. Finally, actionable pedagogical strategies are presented on how teachers can evolve from general English instructors into “operational communication coaches.” Keywords: Aviation English, ICAO, Communication Errors, Language Pedagogy, Radiotelephony, ESP (English for Specific Purposes).
İçindekiler
- Giriş: İngilizce Öğretiliyor ama öğreniliyor mu?
- Temel Sorun: Geleneksel İngilizce Program Koordinatörü İfade İçin Tasarlanmıştır, Kesinlik İçin Değil
- Dilbilgisi Merkezli Öğretim Neden Bir Risktir?
- Kelime Öğretimi: “Daha Fazla” Ne Zaman “Daha Kötü”ye Dönüşür?
- Akıcılığın Yarattığı Sahte Güven Duygusu
- Öğretmenin Bakış Açısı: Bu Neden Öğrencinin Hatası Değildir?
- İngilizceyi Havacılık İçin Normalleştirmek: Öğretim Nasıl Değişmeli?
- Uygulanabilir Pedagojik Öneriler
- Sonuç: Daha Etkili İletişim İçin Daha Az Öğretmek
1.Giriş: İngilizce Öğretiliyor ama öğreniliyor mu?
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (International Civil Aviation Organization – ICAO), 2008 yılında
yürürlüğe giren Dil Yeterlilik Şartları (Language Proficiency Requirements – LPR) ile İngilizceyi küresel
sivil havacılığın operasyonel lingua franca’sı olarak tanımlamıştır. Bu düzenleme kapsamında, pilotların ve
hava trafik kontrolörlerinin en az ICAO Seviye 4 düzeyinde İngilizce yeterliliğine sahip olmaları zorunlu
kılınmıştır. Amaç, uluslararası hava sahasında ortak ve güvenli bir iletişim zemini oluşturmaktır. Ancak geçen
süre içerisinde, sertifikasyon süreçleri ile kokpit ve kontrol kulesi gerçekliği arasındaki yapısal uyumsuzluk,
iletişim kaynaklı insan faktörünü havacılık güvenliğinin en kırılgan alanlarından biri olarak gündemde
tutmaya devam etmektedir.
Bu bağlamda sorun, yüzeysel olarak bir “İngilizce yetersizliği” problemi gibi görünse de, derinlemesine
incelendiğinde asıl meselenin dilin yanlış türde ve yanlış amaçla öğretilmesi olduğu anlaşılmaktadır. ICAO
LPR değerlendirmeleri, dil yeterliliğini bireysel ve görece izole bir performans olarak ölçerken; gerçek uçuş
operasyonları dili, zaman baskısı altında, karşılıklı etkileşime dayalı ve hata toleransı son derece düşük bir
güvenlik sistemi olarak konumlandırmaktadır. Bu yapısal fark, kağıt üzerinde yeterli görünen dil
becerilerinin, yüksek iş yükü ve stresin eş zamanlı olduğu (high-workload) operasyonel durumlarda işlevsiz
kalmasına neden olmaktadır.
Dünya genelindeki kaza ve olay raporları incelendiğinde (örneğin Tenerife faciası veya Avianca 052 kazası),
iletişim sorunlarının temelinde personelin İngilizce bilmemesinden ziyade, operasyonel bağlamdan kopuk bir
dil programı aldığı görülmektedir. Belgelendirilmiş dil yeterliliğine sahip profesyoneller, kriz anlarında bilişsel
tünelleşme yaşayabilmekte; akademik veya genel İngilizce temelli yapı ve stratejileri, anlık karar alma ve net
iletişim gerektiren havacılık ortamına aktaramamaktadır. Bu durum, pilotların yalnızca mesaj iletmekte değil;
mesajın doğru alınıp alınmadığını doğrulamak, iletişimi yönetmek ve gerekli teyit mekanizmalarını işletmek
konusunda da zorlandıklarını göstermektedir.
Küresel ölçekte, özellikle anadili İngilizce olmayan (non-native) pilotların programında Genel İngilizce
(General English) müfredatının baskınlığı dikkat çekmektedir. Asya ve Güney Amerika gibi hızla büyüyen
havacılık pazarlarında dil programı niceliksel olarak artmış; ancak bu artış, niteliksel olarak operasyonel
ihtiyaçlardan uzaklaşma pahasına gerçekleşmiştir. Bir pilotun TOEFL veya IELTS gibi akademik dil
sınavlarından yüksek puan alması, motor arızası, yakıt kritikliği veya acil durum esnasında hava trafik
kontrolü ile etkili bir meta-iletişim kurabileceği anlamına gelmemektedir. ICAO Doc 9835, havacılık
İngilizcesinin yalnızca dilbilgisel doğruluk üzerinden değil; anlaşılırlık, etkileşim ve anlam müzakeresi
üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini açıkça vurgulamasına rağmen, geleneksel kurs ve program modelleri
hâlen gramer yapıları ve kelime çeşitliliği merkezli bir yaklaşımı sürdürmektedir.
Türkiye, hızla büyüyen sivil havacılık sektörü ve İstanbul’un küresel bir havacılık merkezi (hub)
hâline gelmesi nedeniyle bu yapısal sorunu doğrudan deneyimleyen ülkeler arasında yer almaktadır.
Türk program sistemi, tarihsel olarak dilbilgisi–çeviri yöntemine (grammar-translation method) dayalı
bir yapıya sahiptir. Bu yaklaşım, öğrenicilerin okuma ve yazma becerilerinde görece başarılı
olmalarını sağlarken; anlık sözlü iletişim, dinleme-anlama ve hızlı tepki verme gerektiren alanlarda
sınırlılıklar yaratmaktadır. İngilizcenin sözdizimsel olarak Türkçeden tamamen farklı bir yapıya sahip
olması (SOV–SVO ayrımı), özellikle kriz anlarında zihinsel çeviri sürecini uzatmakta ve tepki
süresini geciktirmektedir.
Buna ek olarak, Türkiye’de havacılık İngilizcesi programının çoğu zaman genel İngilizce öğretmenleri
tarafından verilmesi, pedagojik açıdan önemli bir boşluk yaratmaktadır. Terminolojiye, prosedür
mantığına ve operasyonel risk farkındalığına hâkim olmayan bir dil öğretimi, havacılık İngilizcesini
bağlamdan kopuk ve işlevsiz bir bilgi alanına dönüştürmektedir. Bu durum, sorunun bireysel dil
yetersizliğinden ziyade sistematik ve pedagojik bir uyumsuzluk olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Özetle; küresel ölçekte program vardır, sertifikasyon vardır; ancak operasyonel gerçeklikle örtüşen, risk
temelli ve bağlama duyarlı bir dil pedagojisinin eksikliği hem dünya genelinde hem de Türkiye
özelinde varlığını sürdürmektedir. Bu makale, söz konusu pedagojik uyumsuzluğu İngilizce
öğretmeni bakış açısıyla analiz etmeyi ve geleneksel dil öğretiminin havacılık bağlamına nasıl
yeniden yapılandırılabileceğini tartışmayı amaçlamaktadır.
International Civil Aviation Organization (ICAO). (2010). Manual on the Implementation of ICAO
Language Proficiency Requirements (Doc 9835). Montreal: ICAO.
International Civil Aviation Organization (ICAO). (2019). Annex 1 – Personnel Licensing. Montreal:
ICAO.
Helmreich, R. L., & Merritt, A. C. (2001). Culture at Work in Aviation and Medicine. Aldershot:
Ashgate.
Cushing, S. (1994). Fatal Words: Communication Clashes and Aircraft Crashes. Chicago: University
of Chicago Press.
Prinzo, O. V., Campbell, A. P., & Hendrix, A. M. (2010). The Role of Language in Aviation Safety.
FAA Civil Aerospace Medical Institute.
2.Temel Sorun: Geleneksel İngilizce Program İfade İçin Tasarlanmıştır, Kesinlik İçin Değil
Dil öğretiminin (ELT) geleneksel amacı, öğrencinin kendini ifade etme kapasitesini ve kelime
dağarcığını maksimize etmektir. Edebiyat, günlük sohbet ve iş İngilizcesi, nüanslara, dolaylı
anlatımlara ve nezaket kalıplarına (politeness strategies) değer verir. Dilbilimsel pragmatikte, “sosyal
yüzü” korumak için kullanılan bu dolaylı anlatımlar (hedging), havacılıkta ölümcül belirsizliklere yol
açabilir (Cushing-Weigle, 1994).
Geleneksel İngilizce (Sosyal Odaklı): “Acaba mümkünse irtifamızı biraz düşürebilir miyiz? Biraz
türbülans var gibi.” (Dolaylı, kibar, yoruma açık). Bu cümle yapısı, genel İngilizce sınıflarında “kibar
rica” (polite request) olarak öğretilir ve ödüllendirilir.
Havacılık İngilizcesi (Operasyonel Odaklı): “Request descent due to turbulence.” (Emir kipi,
doğrudan, standart). Burada öncelik nezaket değil, bilginin en kısa sürede ve hatasız aktarımıdır.
Havacılıkta dil, estetik kaygılar güden bir sanat formu değil, tıpkı bir lövye veya altimetre gibi işlevsel
bir araçtır (Estival, 2016). ICAO Doc 9835 (2010) belgesinde de vurgulandığı üzere, havacılık
iletişiminin temel prensibi “standardizasyon”dur.(3) Geleneksel program müfredatı, öğrenciyi “kelime
çeşitliliği” (lexical variety) kullandığı için ödüllendirirken; havacılık güvenliği, öğrenciyi standart
kalıpların dışına çıkmadığı için ödüllendirir. Genel İngilizce programı alan bir pilotun, kriz anında
beyninin “sosyal nezaket” filtrelerini devreye sokarak mesajı dolaylı hale getirmesi, “iletişimsel
tereddüt” (communicative hesitation) yaratır. Bu temel felsefi çatışma, müfredatın en başından yanlış
kurgulanmasına neden olarak kafa karışıklığına yol açmaktadır.
1.Cushing-Weigle, S. (1994). Fatal Words: Communication Clashes and Aircraft Crashes. University
of Chicago Press.
2.Estival, D. (2016). Aviation English: A linguistic description. In The Routledge Handbook of
Language for Specific Purposes.
3.ICAO. (2010). Doc 9835. Montreal.

3.Dilbilgisi Merkezli Öğretim Neden Bir Risktir?
Geleneksel dil programı, tarihsel olarak kuralcı (prescriptive) bir yaklaşım sergiler ve
öğretmenler, öğrencilerin “Present Perfect Continuous” veya “Third Conditional” gibi
karmaşık sözdizimsel yapıları (syntactic structures) kullanmalarını akademik başarı ölçütü
olarak görürler. Ancak havacılık psikolojisi ve “Bilişsel Yük Teorisi” (Cognitive Load Theory)
perspektifinden bakıldığında, bu yaklaşım potansiyel bir tehdittir.
John Sweller’ın (1988) Bilişsel Yük Teorisi’ne göre, insan beyninin çalışma belleği sınırlıdır.(1)
Acil bir durumda (örneğin motor yangını), pilotun zihinsel kaynakları tamamen prosedürleri
uygulamaya ve uçağı kontrol etmeye odaklanır. Eğer pilot, o an iletişim kurmak için karmaşık
gramer kurallarını hatırlamaya veya oluşturmaya ve formüle etmeye (formulation) çalışırsa,
bilişsel kapasite aşılır ve performans düşer.
Öğrenci, doğru zaman ekini veya edatı (preposition) kullanmaya aşırı odaklanırken (over
monitoring), mesajın asıl içeriğini iletmeyi geciktirebilir veya tamamen unutabilir ve bu risk
oluşturur.
Gerekli Olan ise Havacılık İngilizcesi, “Azaltılmış Kod” (Restricted Code) prensibine
dayanmalıdır.
Emir kipi (imperative) ağırlıklı, etken çatılı (active voice) ve “Özne + Yüklem + Nesne”
sıralamasını şaşmayan, en sade gramer yapısı tercih edilmelidir. Geleneksel sınıfın “süslü
cümleleri”, kokpitte “gereksiz gürültü” olarak sınıflandırılır ve kaçınılması gereken bir
durumdur.
(1)Sweller, J. (1988). Cognitive load during problem solving: Effects on learning. Cognitive
Science, 12(2), 257-285.

4. Kelime Öğretimi: “Daha Fazla” Ne Zaman “Daha Kötü”ye Dönüşür?
Genel İngilizce öğretiminde (ELT), kelime dağarcığının (lexical resource) genişliği,
dil yeterliliğinin en büyük göstergesidir. Bir öğrenciye “big” kelimesi yerine
“enormous”, “huge”, “gigantic” veya “massive” kelimelerini kullanması öğretilir ve
bu, dilsel zenginlik olarak övülür. Ancak havacılık güvenliği açısından bu eş
anlamlılık (synonymy), ölümcül bir “anlamsal belirsizlik” (semantic ambiguity)
kaynağıdır.
Havacılıkta her kelimenin tek bir operasyonel karşılığı olmalıdır. Çok anlamlılık
(Polysemy), kriz anlarında yanlış anlaşılmalara yol açar. Öğretmenlerin kelime
öğretirken bağlamı göz ardı etmesi, ciddi operasyonel riskler doğurur.
Örnek Vaka: Genel İngilizcede “Right” kelimesi hem “sağ taraf” (yön) hem de
“doğru/onay” (doğrulama) anlamına gelebilir.
Havacılık Çözümü: Bu tehlikeli eşsesliliği ortadan kaldırmak için ICAO, onay için
sadece “Affirm” veya “Roger”, yön için ise sadece “Right” kullanılmasını zorunlu
kılar.
Bu bağlamda öğretmenler, öğrencilere sürekli yeni kelimeler öğreterek aslında
operasyonel güvenliklerini tehlikeye atıyor olabilirler (Mathews, 2004). Havacılık
İngilizcesi, kelime dağarcığını genişletmek (expansion) değil, operasyonel sınırlar
içinde daraltmak ve kesinleştirmek (precision) üzerine kuruludur.
Mathews, E. (2004). The value of content-based instruction for aviation English.
International Civil Aviation English Association (ICAEA).

5.Akıcılığın Yarattığı Sahte Güven Duygusu
Dil Porgramında Akıcılık (Fluency), genellikle nihai hedef olarak görülür. Ancak havacılıkta,
içeriği boş veya standart dışı bir akıcılık, fazla konuşan bir pilot veya kontrolör sorun yaratarak
frekans yoğunluğuna ve bilgi kirliliğine neden olur.
Özellikle anadili İngilizce olan pilotların veya ileri düzeyde akıcı konuşanların yaptığı en büyük
hata, standart ICAO kalıplarının dışına çıkıp günlük konuşma dili (colloquialism), deyimler
(idioms) veya argo kullanmaktır. Bu durum, “Anadili İngilizce Olanların Yarattığı Sorunlar”
(The Native Speaker Problem) olarak literatürde geniş yer bulmaktadır.
(Helmreich, 1994).Clark, B. (2017). Aviation English Research Project: Data analysis findings
and best practice recommendations. Civil Aviation Authority (CAA).
Örnek: Bir pilotun yakıtının kritik seviyeye indiğini anlatmak için standart “Minimum Fuel”
çağrısı yerine, “We are running on fumes” (Buharla gidiyoruz/Yakıt bitmek üzere) deyimini
kullanması. Bu deyimi bilmeyen, anadili İngilizce olmayan bir hava trafik kontrolörü için bu
ifade hiçbir tehlike arz etmeyebilir ve gerekli öncelik verilmez.
Tehlike: Akıcılık, iletişim kurulduğu yanılsaması (illusion of communication) yaratır. Konuşan
kişi kendini çok iyi ifade ettiğini sanır, ancak karşı tarafın anladığı garanti değildir. Havacılıkta
“güzel konuşmak” değil, “karşılıklı mutabakat” esastır.
Bu fenomen, George Bernard Shaw’ın sıkça atıf yapılan “İletişimdeki en büyük sorun, onun
gerçekleştiği yanılsamasıdır” sözüyle havacılık literatüründe “Illusion of Communication”
olarak tanımlanır. Gönderici (pilot), mesajı akıcı bir şekilde ilettiği için anlaşıldığını varsayar
(assumption of understanding), ancak alıcı (kontrolör) mesajı kendi zihinsel modeline göre
yanlış kodlar (decoding error). Bunun en trajik örneği, 1990 yılındaki Avianca 052 kazasıdır.
Pilotların “We need priority” (Öncelik istiyoruz) ifadesini kullanmaları ancak “Mayday” (Acil
Durum) dememeleri üzerine, ATC bunu sadece bir sıralama talebi olarak algılamıştır. Pilotlar
mesajın iletildiğini “sanmış”, ancak 73 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir iletişim yanılsaması
yaşamışlardır.
Helmreich, R. L. (1994). Anatomy of a system accident: The crash of Avianca Flight 052.
International Journal of Aviation Psychology, 4(3), 265-284.
6.Öğretmenin Bakış Açısı: Bu Neden Öğrencinin Hatası Değildir?
Çoğu İngilizce öğretmeni, İngiliz Dili ve Edebiyatı veya İngilizce Öğretmenliği
bölümlerinden mezundur. Pedagojik formasyonları “Genel İngilizce” üzerine kuruludur ve
havacılık terminolojisi, telsiz prosedürleri veya Kokpit Kaynak Yönetimi (CRM) hakkında
herhangi bir resmi program almamışlardır. Bu durum, “Alan Uzmanı” (Subject Matter Expert
SME) ile dil öğretmeni arasında ciddi bir yetkinlik boşluğu yaratır.
Öğretmen, elindeki genel müfredatı uygular çünkü bildiği ve deneyim kazandığı tek yöntem budur.
Öğrencinin “Present Perfect” tensini yapamaması öğretmeni endişelendirir çünkü akademik
ölçüt budur; ancak öğrencinin “readback” (geri okuma) yaparken irtifa bilgisindeki sayıları
karıştırması üzerinde yeterince durmayabilir.
Bu, öğrencinin başarısızlığı değil, öğretim sisteminin hedeflerinin yanlış hizalanmasıdır
(Misalignment of objectives).
Dudley-Evans ve St John’un (1998) ESP (Özel Amaçlı İngilizce) teorisinde belirttiği gibi,
öğretmenler sadece dil uzmanı olarak kalmamalı, aynı zamanda öğrencinin mesleki
bağlamını anlayan “iletişim koçlarına” dönüşmelidir. Aksi takdirde sınıf programı, operasyonel
gerçeklikten kopuk bir akademik egzersize dönüşür.
Dudley-Evans, T., & St John, M. J. (1998). Developments in English for Specific Purposes: A
multi-disciplinary approach. Cambridge University Press.
Son olarak, genel İngilizce formasyonuna sahip program koordinatörleri havacılık sektörüne geçişi,
pilotaj programı almayı zorunlu kılmayan; ancak alanın terminolojisine ve iletişim yapısına
hâkim olmayı gerektiren bir süreçtir. Türkiye’de bu alanda kariyer yapmak isteyen
öğretmenler için farklı yollar bulunmaktadır. Üniversitelerin Sivil Havacılık veya Havacılık
Yönetimi bölümlerinde ders vermek isteyen program koordinatörleri, genellikle bu alanlarda yüksek lisans
veya doktora yaparak akademik yetkinlik kazanmaktadır. Özel sektörde ise, IELTS veya
TOEFL gibi sınavlara öğrenci hazırlayan nitelikli İngilizce öğretmenleri, ICAO sınav
formatını ve havacılık iletişim kalıplarını bireysel çalışmalar yoluyla öğrenerek
uzmanlaşabilmektedir. Bu doğrultuda edinilen alan bilgisi sayesinde öğretmenler; özel dil
kurslarında, uçuş okullarında veya havayolu şirketlerinin program birimlerinde pilot adaylarına
havacılık İngilizcesi programı verebilmektedir.

7.İngilizceyi Havacılık İçin Normalleştirmek: Öğretim Nasıl Değişmeli?
Havacılık İngilizcesi öğretim metodolojisi, geleneksel “Doğruluk” (Accuracy) ekseninden “Anlaşılırlık”
(Intelligibility) ve “Etkileşimsel Yetkinlik” (Interactional Competence) eksenine doğru radikal bir
paradigma değişimi geçirmelidir (ICAO, 2010). Bu değişim, dilin estetik bir yapıdan operasyonel bir araca
dönüşmesini simgeler.
Bağlam Odaklılık (Contextualization) ve Görev Temelli Öğrenme: İngilizce, izole edilmiş gramer
kurallarının ezberlendiği boşluk doldurma testleriyle değil, “Görev Temelli Öğrenme” (Task-Based
Learning – TBL) yöntemiyle öğretilmelidir (Ellis, 2003). Her ders, bir uçuş senaryosu veya acil durum
senaryosu üzerine kurgulanmalıdır. Örneğin, öğrenciye “passive voice” öğretmek yerine, “uçağın hidrolik
sistem arızasını rapor etme” görevi verilmelidir. Bu yaklaşım, dilsel formun anlam ve bağlam içinde
edinilmesini sağlar ve “transfer of training” (programın gerçek hayata aktarımı) oranını artırır (Long, 2015).
Hata Toleransı (Error Tolerance) ve Hata Analizi: Öğretmenler, hataları dilbilgisi kurallarına göre değil,
operasyonel sonuçlarına göre sınıflandırmalıdır. Dilbilimci Burt ve Kiparsky’nin (1972) ayrımına
dayanarak; iletişimi koparan “Global Hatalar” ile anlamı bozmayan “Lokal Hatalar” ayırt edilmelidir.
Gramer hataları (örneğin “he go” yerine “he goes” denmesi), anlamı bozmadığı ve iş yükünü artırmadığı
sürece tolere edilebilir (Lokal Hata). Ancak sayıların, yönlerin (headings) veya irtifa bilgilerinin yanlış
söylenmesi, “sıfır tolerans” ile karşılanmalı ve anında düzeltilmelidir (Global Hata). Çünkü havacılıkta
anlaşılabilirlik, gramatik mükemmellikten daha hayatidir (Jenkins, 2000).
Standart Kalıpların Kutsallığı ve Kod Değiştirme: Standart ICAO frazeolojisi (ICAO Doc 4444), esnek bir
dil yapısı olarak değil, değiştirilemez bir “operasyonel kod” olarak öğretilmelidir. Öğrenciye, standart
kalıbı kullanmanın bir seçenek değil, bir zorunluluk olduğu aşılanmalıdır. Öğretim sürecinde, standart
frazeolojinin yetersiz kaldığı “beklenmedik durumlar” (non-routine situations) için “Sade İngilizce” (Plain
English) geçiş becerileri de kazandırılmalıdır (Moder, 2013). Öğrenci, ne zaman robotik kodla
konuşacağını, ne zaman doğal dile geçeceğini ayırt edebilmelidir.
ICAO. (2010). Doc 9835. Montreal.
Ellis, R. (2003). Task-based Language Learning and Teaching. Oxford University Press.
Long, M. H. (2015). Second Language Acquisition and Task-Based Language Teaching. Wiley-Blackwell.
Burt, M. K., & Kiparsky, C. (1972). The Gooficon: A Repair Manual for English. Newbury House.
Jenkins, J. (2000). The Phonology of English as an International Language. Oxford University Press.
Moder, C. L. (2013). Aviation English. In The Handbook of English for Specific Purposes (pp. 227-242).
Wiley-Blackwell.
8.Uygulanabilir Pedagojik Öneriler
Öğretmenler sınıflarında teorik bilgiyi pratiğe dökmek için şu somut değişiklikleri yapabilirler:
Yüksek Sadakatli Simülasyon (High-Fidelity Simulation) ve Bağlam Bağımlı Bellek:
Sınıfta yapılan dinleme (listening) egzersizleri her zaman steril, sessiz ortamda yapılmamalıdır. Gerçek
hayatta kokpit gürültülüdür. Arka fona motor sesi, statik telsiz gürültüsü veya uyarı sinyalleri ekleyerek,
öğrencinin zor şartlarda duyduğunu anlama ve filtreleme becerisi geliştirilmelidir. Bu yaklaşım,
öğrenilen bilginin geri çağrılmasının (recall), öğrenildiği çevreye bağlı olduğunu savunan “Bağlam
Bağımlı Bellek” teorisine dayanır. Pilotlar gürültülü ortamda çalışacaklarsa, programı da gürültülü
ortamda almalıdırlar.
(Kaynak: Godden, D. R., & Baddeley, A. D. (1975). Context-dependent memory in two natural
environments: On land and underwater. British Journal of Psychology.)
Readback/Hearback Egzersizleri ve Kapalı Döngü İletişim: İletişim döngüsünün (communication loop)
tamamlanması hayati önem taşır. Karşılıklı diyaloglarda öğrencinin sadece cevabı vermesi değil, aldığı
talimatı tekrar etmesi (readback) ve öğretmenin (kontrolör rolünde) bunu doğrulaması (hearback)
refleks haline getirilmelidir. Bu yöntem, havacılıkta “Kapalı Döngü İletişim” (Closed-Loop
Communication) olarak adlandırılır ve bilginin sadece iletilmesini değil, karşı tarafça doğru
kodlandığının teyit edilmesini garanti altına alır.
(Kaynak: Kanki, B. G., & Smith, G. M. (2001). Training aviation communication skills: Institutions,
instructors, and pilots. In Crew Resource Management.)
Açıklama Stratejileri (Repair Strategies) ve Anlamın Müzakeresi: Öğrenciye anlamadığı zaman “Say
again” (Tekrar et) demenin bir dil yetersizliği veya zayıflık değil, bir güvenlik prosedürü olduğu
öğretilmelidir. Yanlış anlamayı gidermek için nasıl soru sorulacağı ve teyit isteneceği çalışılmalıdır.
Michael Long’un “Etkileşim Hipotezi”ne göre, dil edinimi ve anlaşılırlık, tarafların anlamı netleştirmek
için yaptıkları “müzakere” (negotiation of meaning) sürecinde gerçekleşir. Öğrenci, anlamadığı noktayı
pasifçe geçiştirmek yerine, aktif olarak sorgulamayı öğrenmelidir.
(Kaynak: Long, M. H. (1983). Native speaker/non-native speaker conversation and the negotiation of
comprehensible input. Applied Linguistics.)
Aksan Çeşitliliği (Accent Exposure) ve Lingua Franca Çekirdeği: Dünya havacılığı çok dillidir.
Öğrencilere sadece temiz BBC veya Hollywood İngilizcesi değil, küresel havacılık ortamını yansıtacak
şekilde Çin, İspanyol, Rus veya Hint aksanlı İngilizce kayıtlar dinletilmelidir. Bu, öğrencinin “kulak
esnekliğini” artırır. Jennifer Jenkins’in “Lingua Franca Core” (LFC) çalışması, uluslararası İngilizcede
anlaşılırlığı sağlayan temel fonolojik özelliklere odaklanılmasını, ancak belirli “yerel aksan
özelliklerinin” tolere edilmesini önerir. Amaç aksansız konuşmak değil, her aksanı anlayabilecek
“algısal uyum” (perceptual adaptation) geliştirmektir.
(Kaynak: Jenkins, J. (2002). A sociolinguistically based, empirically researched pronunciation syllabus
for English as an International Language. Applied Linguistics.)

9. Sonuç: Daha Etkili İletişim İçin Daha Az Öğretmek
Havacılık İngilizcesi programı, paradoksal bir şekilde “daha az” öğretmeyi gerektirir: Daha az
karmaşık gramer, daha az eş anlamlı kelime, daha az dolaylı anlatım ve daha az kültürel
deyim. Ancak bu “az”, operasyonel güvenlik için “çok” daha değerlidir.
Öğretmenlerin görevi, öğrencileri edebi bir makale yazmaya hazırlamak değil; 30.000 fitte,
hipoksi (oksijen azlığı) başlangıcında, kötü bir hava koşulunda ve yoğun stres altındayken
hayati bilgiyi en kısa ve net yoldan aktarmaya hazırlamaktır. Havacılıkta dil programı, bir
kültür aktarımı değil, bir “İnsan Faktörleri” (Human Factors) disiplini ve güvenlik
prosedürüdür. Program koordinatörlerin bu zihniyet değişikliğini (paradigm shift) benimsemesi,
gökyüzünü herkes için daha güvenli hale getirecektir.Nihayetinde, gökyüzünü daha güvenli
kılan şey daha süslü cümleler değil; doğru anda söylenen doğru kelimelerdir.
